Marbaş Menkul Değerler tarafından yayımlanan “Karbon: Enerjinin Yeni Fiyat Etiketi” başlıklı analizde, karbon fiyatlamasının enerji ve sanayi şirketleri açısından giderek daha önemli bir ekonomik değişken haline geldiği belirtildi.
Analizde, Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS), Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM/SKDM), uluslararası havacılıkta CORSIA ve gönüllü karbon piyasalarının emisyonları ekonomik bir değere dönüştürdüğü ifade edildi.
Analizde, şirketlerin rekabet gücünü belirleyen enerji, ham madde, iş gücü, finansman ve teknoloji gibi unsurlara karbon maliyetinin de eklendiği değerlendirmesine yer verildi. Karbon fiyatlamasının yüksek emisyonlu üretim için yeni bir maliyet unsuru oluştururken, düşük karbonlu üretimin göreli rekabet avantajı sağlayabileceği kaydedildi.
Marbaş Menkul Değerler analizinde, karbon piyasalarında tek bir fiyat ve tek bir küresel piyasa bulunmadığına dikkat çekildi. EU ETS, CBAM ve CORSIA’nın farklı sektör, coğrafya ve yükümlülükler üzerinden çalıştığı belirtildi.
EU ETS’nin emisyonun doğrudan fiyatlandığı bir sistem olduğu, şirketlerin emisyon miktarlarına bağlı olarak tahsisat teslim etmek durumunda kaldığı aktarıldı. CBAM’ın ise AB’ye ithal edilen belirli ürünlerin gömülü emisyonlarını Avrupa karbon fiyatıyla ilişkilendirdiği ifade edildi.
Analizde CORSIA’nın uluslararası havacılıktan kaynaklanan emisyonlara yönelik bir dengeleme mekanizması olduğu ve ayrı bir “CORSIA sertifikası” oluşturmadığı vurgulandı. Sistem kapsamında ICAO tarafından uygun kabul edilen emisyon birimlerinin kullanılabildiği belirtildi.
Analizde, Avrupa Komisyonu’nun 17 Temmuz 2026’da EU ETS’ye yönelik kapsamlı bir revizyon teklifi sunduğu hatırlatıldı. Teklifin Avrupa’nın 2040 iklim hedefleriyle uyumu korurken sanayinin rekabet gücünü desteklemeyi ve karbonsuzlaşma yatırımlarını hızlandırmayı amaçladığı belirtildi.
Teklif kapsamında ücretsiz tahsisat ve CBAM kurallarının güncellenmesi, sanayinin karbonsuzlaşmasına yönelik finansman araçlarının güçlendirilmesi, havacılık ve denizcilik kapsamındaki ETS’nin geliştirilmesi ve sistemin zaman içinde belediye atık yakma tesislerine genişletilmesi gibi başlıkların bulunduğu aktarıldı.
Bununla birlikte söz konusu düzenlemelerin henüz Avrupa Komisyonu teklifi aşamasında olduğu ve nihai mevzuatın yasama sürecinde şekilleneceği vurgulandı.
Türkiye açısından CBAM’ın doğrudan önem taşıdığı belirtilen analizde, AB karbon piyasasındaki gelişmelerin Türkiye’den Avrupa’ya ihracat yapan şirketlerin karbon maliyetlerine yansıyabileceği ifade edildi.
2026 yılının ilk iki çeyreği için açıklanan resmi CBAM sertifika fiyatlarının sırasıyla 75,36 euro ve 75,28 euro/ton CO₂ seviyesinde gerçekleştiği aktarıldı.
Analizde, ürün bazında emisyonların doğru hesaplanması, doğrulanabilir veri altyapısının oluşturulması, düşük karbonlu elektrik tedariki ve Türkiye’de kurulacak karbon fiyatlama sisteminin AB ile uyumunun ihracatçı şirketler açısından önem taşıdığı kaydedildi.
Örnek bir maliyet hesaplamasında, 10 bin ton ürünün ton başına 1,5 ton CO₂ emisyon yoğunluğuna sahip olması ve karbon fiyatının 75 euro/ton olarak alınması durumunda teorik karbon maliyetinin 1,125 milyon euroya ulaşabileceği belirtildi. Gerçek CBAM yükümlülüğünün ise geçiş takvimi, ücretsiz tahsisatlar, doğrulanmış emisyon verileri ve üretim ülkesinde ödenmiş karbon bedeli gibi unsurlara göre farklılaşabileceği ifade edildi.
Analizde karbon ekonomisinin yalnızca maliyet tarafıyla sınırlı olmadığı, uygun projeler açısından yeni gelir alanları da oluşturabileceği belirtildi.
Karbon kredisinin, ilgili program ve metodoloji kapsamında doğrulanmış 1 ton CO₂ eşdeğerindeki emisyon azaltımını veya atmosferden karbon giderimini temsil ettiği aktarıldı. Ormanlaştırma, metan yakalama, biyogaz, endüstriyel emisyon azaltımı, karbon giderim teknolojileri ve gerekli koşulları sağlayan bazı yenilenebilir enerji projelerinin karbon kredisi üretebileceği ifade edildi.
Ancak düşük karbonlu bir projenin tek başına karbon kredisi üretmeye yeterli olmadığı vurgulandı. Projenin uygun metodoloji kapsamında geliştirilmesi, ilavelik kriterini karşılaması, emisyon azaltımının ölçülmesi, raporlanması ve bağımsız kuruluşlarca doğrulanması gerektiği belirtildi.
Analizde, karbon kredilerinde tek bir referans fiyat bulunmadığı; proje türü, ilavelik, kalıcılık, kullanılan metodoloji, kredinin niteliği, çifte sayım riski ve CORSIA kapsamında kullanılabilirliğin fiyatlamada etkili olduğu kaydedildi.
Marbaş Menkul Değerler analizinde, farklı enerji teknolojilerinin yaşam döngüsü emisyonlarının birbirinden önemli ölçüde ayrıştığı belirtildi.
Örneklenen yaşam döngüsü emisyonlarında linyitin yaklaşık 1,05 ton CO₂e/MWh, taş kömürünün 0,82, fuel oilin 0,70 ve doğal gazın 0,49 ton CO₂e/MWh seviyesinde olduğu aktarıldı. Güneş enerjisinde bu değerin yaklaşık 0,04-0,05, rüzgâr enerjisinde ise 0,01-0,02 ton CO₂e/MWh seviyelerine kadar gerilediği ifade edildi.
Bununla birlikte biyokütle, çöp gazı, hidroelektrik ve jeotermal enerji için tek ve değişmez bir emisyon katsayısı kullanılmasının doğru olmadığı; yakıt türü, tedarik zinciri, rezervuar özellikleri, saha jeolojisi ve metan sızıntıları gibi unsurların sonuçları değiştirebildiği belirtildi.
Analizde, karbon fiyatlamasının yüksek karbon yoğunluğuna sahip üretim kaynaklarının maliyetlerini daha fazla artırabileceği, düşük karbonlu teknolojilerin ise göreli maliyet avantajını güçlendirebileceği değerlendirmesi yapıldı.
Analizde, bir enerji projesinin kendi karbon yoğunluğu ile önlediği emisyon miktarının birbirinden farklı kavramlar olduğu vurgulandı.
Emisyon azaltımının; elektrik üretimi ile referans emisyon azaltım katsayısının çarpımı üzerinden hesaplanabileceği, ancak kullanılan katsayının proje ve şebeke koşullarına göre değişebileceği belirtildi.
Aynı kurulu güce sahip santrallerin de aynı miktarda emisyon azaltımı yaratmayabileceği ifade edildi. Bu noktada kapasite faktörünün yıllık üretim miktarını, dolayısıyla toplam emisyon azaltım potansiyelini etkilediği kaydedildi.
Analizde çöp gazı projelerinin, elektrik üretiminin yanı sıra düzenli depolama sahalarında atmosfere salınabilecek metanın yakalanmasını sağlaması nedeniyle farklılaştığı belirtildi.
Bununla birlikte düşük karbonlu üretimin otomatik olarak karbon kredisine dönüşmediği, kredilendirmenin ilavelik, metodoloji, ölçüm, doğrulama ve kayıt koşullarına bağlı olduğu vurgulandı.
Uluslararası havacılıkta uygulanan CORSIA’nın, havayolları için karbon maliyeti oluştururken uygun karbon projeleri açısından da potansiyel bir talep kanalı yarattığı belirtildi.
CORSIA takviminin 2021-2023 pilot faz, 2024-2026 birinci faz ve 2027-2035 ikinci faz olmak üzere üç döneme ayrıldığı aktarıldı. 2027 yılının sistemin daha geniş zorunlu kapsama geçmesi açısından önemli bir eşik olduğu ifade edildi.
Analizde, havayollarının nihai CORSIA yükümlülüğünü karşılamak için uygun emisyon birimlerini temin etmesi gerektiği, bu nedenle kredi fiyatlarındaki değişimin havayolu şirketlerinin uyum maliyetlerini doğrudan etkileyebileceği belirtildi.
Örnek bir hesaplamada, 1 milyon ton CO₂e nihai yükümlülüğü bulunan bir havayolu için uygun kredi fiyatının 10 dolardan 30 dolara yükselmesinin teorik uyum maliyetini 10 milyon dolardan 30 milyon dolara çıkarabileceği gösterildi.
Analizde sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) kullanımının CORSIA açısından farklı bir maliyet dengesi oluşturduğu belirtildi.
SAF kullanımının fosil jet yakıtına kıyasla daha yüksek yakıt maliyeti yaratabileceği, ancak yaşam döngüsü emisyon azaltımı sayesinde havayolunun satın alması gereken karbon kredisi miktarını azaltabileceği ifade edildi.
Bu nedenle havayollarının CORSIA maliyetini yönetirken kredi satın alma maliyeti, kredi fiyat riski, SAF kullanımı, filo verimliliği ve karbon maliyetinin bilet fiyatlarına yansıtılabilme düzeyini birlikte değerlendirmesi gerektiği kaydedildi.
Analizin Türkiye bölümünde, karbon ekonomisinin hem şirketler açısından yeni maliyetler hem de uygun projeler için yeni gelir olanakları oluşturabileceği belirtildi.
2 Temmuz 2025 tarihli 7552 sayılı İklim Kanunu ile Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi’nin (TR ETS) yasal zemininin oluşturulduğu hatırlatıldı. TR ETS Yönetmeliği Taslağı ile emisyonların izlenmesi, tahsisatların dağıtılması ve ticaretine ilişkin piyasa yapısının temel çerçevesinin ortaya konulduğu aktarıldı.
Mevcut dönemin, yasal çerçevenin oluşturulduğu ancak uygulama esaslarının ikincil düzenlemelerle netleşmeye devam ettiği bir süreç olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Analizde, Türkiye’de ödenmiş ve AB kuralları kapsamında kabul edilen bir karbon bedelinin gerekli koşulların sağlanması halinde CBAM kapsamında ödenecek tutardan düşülebileceği belirtildi. Bu nedenle TR ETS’nin tasarımının, ihracatçı şirketlerin rekabetçiliği açısından önem taşıdığı ifade edildi.
Marbaş Menkul Değerler analizinin sonuç bölümünde, karbonun enerji şirketlerinin ekonomik değerlendirmesinde kalıcı bir değişken haline geldiği belirtildi.
Buna göre şirketlerin değerlendirilmesinde kurulu güç, üretim miktarı, kapasite faktörü ve elektrik fiyatının yanı sıra üretimin karbon yoğunluğu, karbon fiyatına maruziyet, referans senaryoya göre önlenen emisyon ve kredilendirilebilir emisyon azaltım kapasitesinin de dikkate alınması gerektiği ifade edildi.
Analizde, karbon yoğun üreticiler açısından karbon fiyatlamasının yeni bir maliyet oluşturabileceği, düşük karbonlu üreticilerin göreli rekabet avantajı elde edebileceği ve gerekli kriterleri karşılayan projelerin doğrulanmış emisyon azaltımlarını karbon kredileri aracılığıyla ilave gelir alanına dönüştürebileceği değerlendirildi.
Sonuç olarak enerji sektöründe rekabet gücünün yalnızca üretim miktarıyla değil, üretimin karbon yoğunluğu ile emisyon azaltımının güvenilir biçimde ölçülüp doğrulanabilmesiyle de şekillenmesinin beklendiği kaydedildi.
Hibya Haber Ajansı
© Copyright 2026 turkiyeuzayhaberajansi.com Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.